Arş. Gör. Dr. Banu ÇULHA ÖZBAŞ

KPSS 2013 Sonuçları Eğitim Sistemimiz İçin Ne İfade Ediyor?

KPSS 2013 Sonuçları Eğitim Sistemimiz İçin Ne İfade Ediyor?

Öğretmenlik mesleğinin gerek mesleğe seçim ve eğitim süreci, gerekse nitelik ve istihdam gibi konularla ülke gündemini en çok meşgul eden meslek olduğunu söylemek mümkün. Yakın tarihli manşetlere baktığımızda ise konunun "formasyon” eğitimi ve devam eden tartışmalar üzerinde yoğunlaştığını görebiliriz. Bilindiği üzere, fen-edebiyat fakültesi mezunlarına öğretmenlik yolunu açan pedagojik formasyon eğitimi için Kasım 2013’te öngörülen 20.000 kişilik kontenjanın yoğun başvuru sonucunda 30.000’e çıkarılmasına karar verildi. Böylece, sayısı yüzbinlerle ifade edilen atama bekleyen öğretmenler grubuna yaz başında on binlerce yeni aday daha eklenmiş olacak. İşin bundan sonraki kısmında ise, temel amacı kamu kurumlarına atanacak çalışanların belirlenmesine hizmet etmek olan, ancak ülkemizde öğretmenlik mesleği seçiminde tek kriter olduğu için fazlasıyla anlam kazandığını bildiğimiz Kamu Personeli Seçme Sınavı devreye giriyor.

2013 yılında yapılan KPSS’de yeni bir uygulamaya yer verildi. Bu sınav kapsamında 15 branştaki öğretmen adayları, önceki sınavların içeriğine ek olarak, Öğretmenlik Alan Bilgisi Testi’ne (ÖABT) tabi tutuldu. Her branş için farklı hazırlanan ve 50 sorudan oluşan ÖABT’nin 40 sorusu alan bilgisini (fizik, kimya, coğrafya, vb.) ölçmeyi hedeflerken, 10 tanesi de pedagojik alan bilgisini (örneğin, kimya bilgisini kimya öğretim bilgisine taşıyabilecek ve ana fikir olarak kimya öğretmenini kimyagerden ayıran bilgi) kapsadı. Başka bir deyişle, fizik öğretmeni olmak için sınava girenlerin fizik bilgileri ve fizik öğretmek için ihtiyaç duyulan bilgileri; tarih öğretmeni olmak için sınava girenlerin tarih bilgileri ve tarih öğretmek için ihtiyaç duyulan bilgileri de sınandı. Atamaya esas puanların (P121) %50’sini ise adayların ÖABT’den aldıkları sonuçlar teşkil etti.

 

Peki, KPSS 2013 sonuçları eğitim sistemimiz için ne ifade ediyor?KPSS 2013 sınav sonuçları eğitim sistemimiz için ne ifade ediyor? Bu noktada, "TED Eğitim ve Bilim” dergisinin 2014 Ocak sayısında yayımlanan, "2013 KPSS Sonuçlarının Öğretmen Adaylarının Mezun Oldukları Alanlara Göre İncelenmesi” başlıklı makale önemli bilgiler sunuyor. Çalışma kapsamında, 2013 yılında KPSS’ye giren 94.625 aday, 10 branşta (Fizik, Kimya, Biyoloji, Matematik, Tarih, Coğrafya, Türk Dili ve Edebiyatı, İngilizce, Almanca ve Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi) eğitim fakültesi ve diğer fakültelerden mezun olmalarına göre gruplandırılıyor ve sınavdan aldıkları puanlar karşılaştırılıyor. Bir diğer karşılaştırma da, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından her branş için ayrı ayrı belirlenen ve atanmak için gereken minimum puanı geçme durumlarına göre yapılıyor. Çalışmada öne çıkan bulguları özetlemek gerekirse;

· Yabancı dil alanları hariç tüm alanlarda eğitim fakültesi dışındaki fakültelerden sınava giren adayların sayısal olarak fazlalığı dikkat çekiyor. Örneğin, matematikte eğitim fakültesi mezunu adayların sayısı 2.200 iken, bu sayı diğer fakültelerden mezun adaylar için 11.434’e kadar yükseliyor.

· Genel sınav ortalamaları dikkate alındığında, Türk Dili ve Edebiyatı dışındaki tüm branşlarda eğitim fakültesi mezunu adayların ortalama puanları diğer fakülte mezunu adaylardan yüksektir.

· Yapılan analizler, genel sınav ortalamalarındaki bu farkın Fizik, Kimya, Biyoloji, Matematik, Tarih, Coğrafya, İngilizce, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi branşlarında eğitim fakültesi mezunu adayların lehine olarak anlamlı olduğunu göstermiştir.

· Atanmak için gereken minimum puanı geçme durumlarına göre yapılan karşılaştırmalarda; Almanca hariç tüm branşlarda eğitim fakültesi mezunu adayların ortalama puanları diğer fakülte mezunu adaylardan yüksektir.

· Yine bu puan esas alınarak yapılan değerlendirmelerde, Matematik, Biyoloji, Türk Dili ve Edebiyatı, Coğrafya, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi branşlarında eğitim fakültesi mezunu adayların ortalama puanları, diğer fakülte mezunu adaylardan istatistiksel olarak da anlamlı bir biçimde yüksektir.

· Bununla birlikte, sınava girenlerin yüzdeleri dikkate alındığında hemen hemen tüm branşlarda eğitim fakültesi mezunu adayların oransal olarak atanmaya daha çok hak kazandığı görülmektedir.

Özetle, öğretmenlerin seçilmesi ve mesleğe yerleştirilmesi için başvurulan tek kriter olarak karşımıza çıkan KPSS sonuçları, eğitim fakültesi mezunu adayların bu sınavda daha başarılı olduğunu göstermiştir. Bu noktada, KPSS’nin nitelikli öğretmen seçme ve atama süreci için en güvenilir kaynak olup olmadığı sorusu akla gelen ilk eleştiri olabilir. Alternatif değerlendirmelere ihtiyaç olduğu açıktır ve bu ayrıca tartışılabilir. Ancak aday sayısı, alt yapı ve etik sorunlar gündeme geldiğinde öğretmen adaylarının tüm eleştirilere rağmen daha adil olduğunu düşündükleri bu sınav beraberinde bir değerlendirmeyi de açık şekilde ortaya koymaktadır. Ancak yıllardır dillendirilen "zaten alan eğitimi ortak, formasyon eğitimi aldıktan sonra kazanan atansın” tezinin de temelsiz kaldığı görülmektedir. Alan eğitimi dahil öğretmenlik formasyonu için eğitim fakültelerinin daha açık ve göreli olarak daha iyi olduğu bulgularının politika koyucular ve paydaşlar tarafından daha ayrıntılı tartışılması gereklidir. Eğer bu sonuçlar dikkate alınacak olursa; istihdam politikaları belirlenirken eğitim fakültesi mezunlarının öncelikli olarak tercih edilmesi gerekliliği ortadadır.

Görüldüğü üzere, söz konusu çalışma veri temelli istihdam politikalarının geliştirilebilmesi için ışık tutacak niteliktedir. Sonuçlar, Yükseköğretim Kurulu’nun almış olduğu kararın gözden geçirilmesi gerektiğini ortaya koymakta ve bu doğrultuda ihtiyaç duyulan bilimsel veriyi sunmaktadır. Ayrıca mevcut sonuçların ve öğretmen adaylarının mesleki yeterliklerinin nitel araştırmalarla program ve eğitim yaklaşımlarına göre farklı yükseköğretim kurumları için derinliğine incelenmesi gereklidir. Bu araştırmanın devamında, özellikle başarı farkının ve yakınlığının olduğu alanlar için detaylı analizlere ihtiyaç duyulmaktadır. Konunun ve mevcut araştırma bulgularının ilerleyen süreçte değerlendirilmesine ve ek derinleştirici araştırmaların teşvik edilerek katkı sağlayabilecek araştırmalara yönelimlerine katkı sağlamak için paydaşların tartışma toplantıları düzenleyebilmeleri önemsenmelidir.

Yazıda bahsi geçen araştırma makalesi için tıklayınız...

{pdf}http://egitimvebilim.ted.org.tr/index.php/EB/article/download/3044/649.pdf|height:1000|width:730|app:google{/pdf}