Prof. Dr. Mustafa SAFRAN

Dernek Başkanımız Prof. Dr. Mustafa SAFRAN'ın Mesajı

Değerli Dostlar;

Efsaneyi bilirsiniz; Sisyphos, bir kayayı bir dağın zirvesine çıkarmakla cezalandırılır Ölüler Ülkesinde. Kolay bir ceza gibi görünür bu. Çünkü biraz çaba ve kararlılıkla bir dağın zirvesine çıkarılmayacak bir kaya yoktur. Ancak ceza tam olarak bu çıkarma eylemi değildir. Böyle olsaydı, “bir defaya mahsus” olurdu ki bu, insanı, çabasının yalnızca “bir defaya mahsus” olduğu yanılgısına sürüklerdi. Ceza aslında Sisyphos’un kayayı bir dağın zirvesine binbir emek ve kararlılıkla çıkarması değildi. Kayanın zirveye her çıkarılışının ardından aşağı yuvarlanmasıydı.

 

İnsanlık tarihi, biteviye  “erdem”in zirvelerine çıkışların ve düşüşlerin oluşturduğu uzun ve ilham verici bir süreçtir. Tarihçiler genellikle büyük tapınakların yapıldığı,  gösterişli askeri yayılmaların yaşandığı dönemleri “zirve” dönemi olarak niteleme eğilimindedirler. Değildir.  Eğer insanlık tarihinin bir grafiği çıkarılabilseydi, bu grafik muhtemelen bir kalp grafiğine benzerdi. Kalbin hızlı attığı dönemlerde grafiğin yükseldiğini, yavaş attığı dönemlerde ise düştüğünü görebilirdik.  Peki ama, insan kalbi hangi durumlarda hızlı, hangi durumlarda yavaş atar? Bunu çözebilirsek, insanlığın da tarih boyunca erdemin zirvelerine nasıl çıktığını ve elbette nasıl düştüğünü de anlayabiliriz.  Size sorayım, kalbiniz en hızlı ne zaman atmıştı? Kalbimiz en çok, “başkalarını sevdiğimiz” zaman hızlı atar. İnsan kalbinin başkaları için attığı dönemlerde insanlık erdemin zirvesine çıkmış, yalnızca kendi için attığı dönemlerde de bu zirveden aşağı yuvarlanmıştır. İnsanların köleleştirildiği, kralların kendilerini Tanrı zannetmeye başladıkları, birilerinin hayat ve özgürlüğünün diğerlerininkinden tartışmasız daha üstün sayıldığı dönemler, işte bu yuvarlanışlardır. Sümer’i, Mısır’ı, Roma’yı bir düşünün. Hatta isterseniz, bugünü de düşünebilirsiniz. Her dibe vuruşta, bir yasa koyucu, bir peygamber,  yada bir öğretmen, insanlığa erdeme çıkışın zorlu ama kendi yüreğinden geçen yolunu tekrar gösterir. Bu yol, kalbimizi daha hızlı attıran yoldur; başkasını sevmek ve onun hayatını önemsemek yoludur. Peki ama, bu yoldan giden kişi ne yapar?

Bu yoldan giden kişi, öncelikle “öğretir”. Dışarda nelerin yaşadığına aldırmadan, iyiyi, doğruyu ve güzeli öğretir. Aldırmaz, çünkü kayanın önüne engellerin çıkması doğaldır. Birilerinin kendi öğrettiklerini çürütmeye çalışacağını, coşkularını önemsemeyeceğini hatta kurduklarını yıkmaya çalışacağını da bilir. Bu, böyledir. Çünkü, insan olmak “bir defaya mahsus” iyi bir şeyler yapmak değildir. Böyle olsaydı, herhalde her şey çok kolay olurdu. Tekrar tekrar yıkıldığını gördükten sonra tekrar tekrar yapmaktır.

Değerli meslektaşlarım; aslında yaptığımız iş, insan olma çabası ile doğrudan ilgilidir. Yaptığımız iş ile bizler, insanlık tarihinin en kritik yerinde bulunuyoruz. Gündelik sorunlarımız,  hayatın içinde bocalayan velilerin, yöneticilerin, siyasetçilerin yaşadıkları kafa karışıklıkları ve bunların bizlere yansımaları çoğu zaman bizleri bunaltıyor, yıldırıyor. Ama pekçok şey, bizlerin kararlı oluşumuza ve işimizin derinliğini idrak edebilmemize bağlı. Kalplerimiz çocuklarımız için atıyor; onların kalplerinin de birbirleri için atmasını sağlayabilirsek, kendi çağımızın zorlu tırmanışını gerçekleştirebilmiş ve çağımızı erdemin zirvesine taşımış olacağız.

Öğretmenler Gününüzü kutlar, sağlık ve mutluluklar dilerim.

Prof. Dr. Mustafa SAFRAN

Tarih Eğitimcileri Birliği Derneği Başkanı